Şifanur
Gülistan
Üç Mescid
ANASAYFA FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ANKETLER ARŞİV İLETİŞİM PAYLAŞIM

BİR AYET - BİR HADİS

BİR AYET 

Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir.(Bakara Suresi - 284)

   BİR HADİS

"Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir." (bk. Buhârî, Fadlı Salati Mescidi Mekke, 5; Müslim, Hac, 92; Müsned, 2/36, 236, 450, 534; 4/41)

 
Diyaloğun Önündeki Psikolojik Engeller

Diyaloğun Önündeki Psikolojik Engeller

01 - Ocak - 2011, 16:00

Sevilen bir eş

Sevilen bir anne, baba, çocuk, evlat

Sevilen bir gelin, damat, kayınpeder, kayınvalide, görümce, elti, kayın olmalıyız.

Yani el iyisi değil ev iyisi,

Mahalle iyisi, iş yeri iyisi, cemaat iyisi, akraba iyisi, ümmet iyisi olmalıyız.

Diyaloğun Önündeki Psikolojik Engeller

Küresel ısınmadan bahsedildiği şu günlere inat, ümmetin halini görünce ben güneşin buz tuttuğunu, tutmaya başladığını hissediyorum. Çoğu zaman kalbim üşüyor, yüreğim daralıyor. Tıpkı zaman zaman ölüm korkusu içine işleyip danışanlarımın ‘Hocam nefesim kesiliyor, baygınlık, halsizlik, sanki ölümü ensemde hissediyorum.’deyişleri gibi ben de soğuk terler döküyor,’Yine mi?...’ Dercesine üzerime bir yılgınlık çöküyor. Adeta dizlerimin bağı çözülüyor. Elim ayağım tutmaz oluyor.

 Tek vücut olmamız gerekirken, bir bedenin azaları nasıl uyum içinde çalışmalı ise ;el başka, ayak başka , kafa başka , beyin başka, kalp başka telden çalınca bir türlü yol alamıyor, yerimizde çakılıp kalıyoruz…Ne bir adım ileri, ne de geri gidemiyor, geçmişten ders almak şöyle dursun küfrediyor, gelecek geleceği kesin miş gibi fantezilerin peşine düşüp, en acısı anı kaybediyoruz. Darbeleri hiç aratmayan korkular yürüyor yürek coğrafyamızın her köşesinde, rap rap ayak seslerimiz anlamsızlığı hediye edip gidiyor zihinlere ve biz oracıkta sanrılarımızla baş başa kalakalıyor, bir arpa boyu yol almayı bırakın bir çekirdeğin zarına bile vakıf olamayacak kadar derin bir kavram kargaşası yaşıyoruz. Dik kafalı duruşumuz, isyankar söylemlerimiz, kimseye söz bırakmayan tartışmacı ruh halimizle, hep birden konuşuyor hep birden susuyoruz. İşin aslı en az becerebildiğimiz şey konuşmak,  konuşabilmek, anlatabilmek ve doğru anlaşılmak için doğru bir üslupla doğru zamanda doğru gündemler belirlemek…Sustuğumuzda rahmet melekleri değil şeytanlar üşüşüyor meclislerimize çünkü kalp kırıyor, yıkıyor, hiç kar etmiyor hep kaybediyoruz…

İnce sinsi hesapların yeri yok bu pazarda. Çünkü yürek işi bu. Yürekler saf tutsa bu namaz  bizi kurtaracak ama, taşlaşan yürekleri abdest sularımızda delemiyor. Biz bizde olanı değiştirmedikçe Allah’ta bizim durumumuzu değiştirmeyecek. Önce biz düzelmeli, önce biz eğilmeli, önce biz el tutmalı, selam vermeli, gülümsemeli, en önemlisi sevmeliyiz. ‘Sevmeyen ve sevilmeyen de hayır yok ‘diyen peygambere tabi olması gereken bizler ; Neyi? Ne kadar? Ne için? Nasıl sevmeliyiz? Sorularına Allah için canımızdan çok seviyorum diyebilmeli, öz nefsine kardeşini tercih edebilmeli, Allah Resulünün kaybolan sünnetlerini diriltmek için anne, baba, yar, mal, can ne gerekiyorsa feda edebilmeliyiz. Oysa biz öyle kaba ve katı yürekliyiz ki bal damlaması gereken zamanlarda zehir, kan vermesi gereken anlarda distile su, gül atması gerektiğinde ise ok atmayı, sevilmesi gerekenden, itaat edilmesi gereken hükümlerden aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi davranıyor, uzak durmamız gerekirken, tedbir almamız, nefret etmemiz gerekenlere, Samiri gibi sahtekarlara karşı Harun ve Musa gibi tevhid mücadelesi vermemiz gerekiyor. Ne Rabbimizin kadrini hakkıyla biliyor,  ne hükümlerine kayıtsız şartsız teslim oluyor ;ağzı olanın konuştuğu her yer ve zamanda Hucurat suresinde uyarılan Ebubekir ve Ömer gibi, hep konuşuyor, çok konuşuyor, boş konuşuyoruz. Yapılması gereken ağlayarak secdelere kapanmakken bizler, sanki boyunlarımıza geçirilmiş halkalar varmış gibi burnu havada, nefsini ilah edinmenin bin bir çeşidini çarşaf çarşaf sergiliyoruz. Her bir grup elindeki ile övünür diyor ya Rahman, hep kendini övmeye, kendi dışında herkesi Hümeze Suresinde anlatılanlara taş çıkaracak şekilde alay vari, ciddiyetsiz, insafsız, merhametsiz suçluyor, asıyor, kesiyor, liğme liğme ediyoruz. Tıpkı kendi yavrusunu yiyen bir timsah gibi, sonrada rahmet yağmurlarından akıttığımızı sandığımız göz yaşlarımız kana dönüşüyor…Kan ağlıyor gözlerimiz, lal oluyor dilimiz, felç oluyor bedenimiz. Ne zaman bu bitkisel hayattan çıkıp canlılık emareleri göstereceğiz biliyor musunuz? Bir duvarın tuğlaları olmayı başardığımızda. Tıpkı malzemesi Kuran ve Sünnet olan tuğlalarla kalp duvarımızı yeniden inşa ettiğimizde, evlerimizi Kuran okunan mekanlar haline getirdiğimizde artık, ölüler değil diriler şehrinde yaşıyor olacağız. Hani Allah’ın sıkça sorduğu ‘Yanlarında Allah’tan bir delil mi var? Okudukları bir kitap mı var?’nidasına üzülerek şöyle cevap vermek istiyorum. Binlerce kitap var, Kur’an’la aramıza giren…Evde pirincin hası varken, biz yine de bulgur pilavının bin türlü tarifini, tasnifini, tahlilini yapıyor, biraz daha gerçekle bağlarını koparıp, sanal bir dünyada tıpkı ipek böceği gibi kozamıza giriyor, bir türlü köle olmaktan KUL olmaya  terfi edemiyor, süperi, devi, mega starı üstadı hocayı şeyhi  keyfimize uygun efendiler seçerek sözleşmesiz, notersiz, evraksız hiç para ödemeden Cennet karşılığı Cehennem satın alırcasına kiralıyoruz bedenlerimizi. Bir ömrü ev sahibi olamadan yaşayıp göçüyoruz.

Hep çekişme modundayız konuşurken, sen ben kavgalarını bir türlü biz onlar çizgisine çekemediğimizden, kendi sinirlerimizi kendimiz törpülüyor, sonra da depresyondayım türküsü ile kendimizi eğliyoruz. Nerde Allah Resulündeki Utbe’ye bile ‘Bitti mi?’ dedirten hoşgörü, asalet, nezaket. Sırf Allah için, dini için, dinini en güzel şekilde sunabilmek için gümrah bir toprak gibi sabırla bekleyebilmek… Ya da Musa gibi ‘Önce siz atın’ ferasetini gösterip düşmanın gücünü iyi tespit edebilmek… İbrahim gibi ‘Putunuza sorun, belki şu en büyükleri kırmıştır!’ diyerek birbirine düşürmek, beyinlerini iğdiş etmek ,saçma sapan inançlarıyla en güzel şekilde alay ederken bile uslup kullanmak… Musa gibi ‘Rabbim güneşi doğudan doğduruyor haydi sen de batıdan doğdursana ‘diye şok etkisi yapabilecek bir hüccet göstermek…İnsanlığın ikinci atası Nuh gibi hiç bıkmadan, usanmadan, vazgeçmeden, ertelemeden davet etmek…

Ne mi yapmalıyız?

İşte sizlere kardeşçe tavsiyeler;

Bir kere önce kendimizle barışmalı, kendimizi tanımalı, kendimizi eğitmeli, nefsimizi dize getirip kitaba teslim etmeliyiz.

Kendimize her gece randevu verip, ödev kontrolü yapmalı, yanlış giden bir şeyler varsa, yeni projelerle her günü diriltmeliyiz.

Yani Rabbimizle bağımızı kopmaz çelik halatlarla bağlamalı, hep sarp yokuşa aday kalarak,  Haviye’ye baş aşağı düşmemek için ipi sımsıkı tutmalıyız.

Yokuş çıkanın terleyeceğini, ellerinin patlayıp, dizlerinin parçalanacağını bilip, sadece soluklanmak için durmalı, patinaj yapmamalıyız.

Sonra en yakınlarımızdan başlayarak aile bireylerinin gönlünü almalı,

Sevilen bir eş

Sevilen bir anne, baba, çocuk, evlat

Sevilen bir gelin, damat, kayınpeder, kayınvalide, görümce, elti, kayın olmalıyız.

Yani el iyisi değil ev iyisi,

Mahalle iyisi, iş yeri iyisi, cemaat iyisi, akraba iyisi, ümmet iyisi olmalıyız.

Ser verip sır vermemeli

Hayati konuları BİZ içinde çözmeliyiz

 Onların eline, diline, medyasına düşmemeliyiz…

Tatlı dilli, güler yüzlü, şeker gibi…

Fedakarlığı, cömertliği Ebu Bekir

İzzeti, adaleti Ömer

İffeti Osman

İlmi Ali gibi kuşanıp

Nerede kime nasıl davranacağımızı Habibullahtan öğrenmeliyiz.

Süt annesine hırkasını serecek kadar hürmetli,

Müşriklere meydan okuyacak kadar celalli şu sözünde belirttiği gibi ‘Bir elime ayı ,bir elime güneşi verseniz ben Rabbimi anlatmaktan vazgeçmem’ diyebilmeliyiz.

Taşlandığında; kimsenin zulmünü kimseye ödetmemek için şefkatle ‘Rabbim! belki onların ardından hayırlı kullar gelir ‘dediğini unutmamalıyız.

Savaşı kaybetse de mevziyi terk ederek emrine karşı gelenlere bile kabalaşmayan, yufka yürekli,

Antlaşma esnasında Abdullah oğlu Muhammed yazılmasına razı olacak kadar alçakgönüllü ve ileri görüşlü,

Gerektiğinde ordusuna gittiği yönü bile söylemeyecek kadar stratejik davranan, kıvrak zekalı,

Komşusu açken tok yatmayacak kadar insancıl olmalıyız.

Kitap ehlini aramızdaki ortak söze,

Müşrikleri Allah’a  eş koşmamaya davet etmeliyiz,

Münafıkları can evlerinden vuracak etkili sözler söylerken , ölseler babalarımız bile olsa cenaze namazını kılmamalıyız,

Fasıkları Allah Resulünün tavsiye ettiği gibi aleni günah işlemeyinceye kadar utandırmalıyız,

Gaflet ehlini elinden tutup kaldırmalı,

Zalime zulmünü apaçık anlatmalı, engel olmalıyız.

Kafire kalbi bir dostluk beslemeden, adalet çizgisinden sapmamalı, eminlik vasfını kuşanmalı, Tüyü bitmemiş yetimin hakkını gasp etmemeli, talan etmemeliyiz.

Bize benzemeyen bizden değildiri yaşayarak, maymunlaşmaktan kurtulmalıyız.

Fare gibi her deliğe girmemeli,

Giremediğimiz deliğe, kuyruğumuza kabak bağlayarak girmeye çalışıp komik durumlara düşmemeliyiz,

Leylek gibi göçebe olmamalı,

Ayaklarımızı , kanatlarımızı, kollarımızı hak dine kelepçelemeliyiz.

Karga gibi leşe konmamalı,

Doğan kadar keskin bakışlı olmalı,

Aslan gibi kükrememiz gereken yerde, kedi miyavlamamalıyız,

Koyunmuş gibi güdülmemeli,

Ot bulamadığımızda bir keçi gibi, çevikçe ağaca tırmanıp karnımızı doyurabilmeliyiz.

Sesimizi muhatabımızın sesi üstüne çıkarmayarak, eşek olmamalıyız,

Arı gibi hamaratça kanat çırpmalı,

Tüm gönüldaşlarımızla bulduğumuz çiçeklerin yerini, yönünü paylaşmalı, tek bir yürek gibi atmalıyız

Sinek gibi her tanıştığımızın kanını emmemeli,

Kene gibi bir hayat sürmektense, karınca gibi didinmeli, ağustos böceği gibi eğlenceye dalmamalıyız.

Ayı gibi yağlı bedenlerimizle, bir ömrü kış uykusunda geçirmemeliyiz.

Ceylan gibi hoş ve çevik kalabilmeli,

Tıpkı bir alabalık gibi, akıntıya ters yüzebilmeliyiz.

Papağan gibi çok ve boş konuşmamalı,

Gerektiğinde hindi gibi düşünmeliyiz,

Namazda tavuk gibi yatıp kalkmamalı,

Tilki gibi etrafı seyretmemeliyiz,

Tavşan gibi oradan oraya sıçramamalı,

Kaplumbağa gibi istikrarlı, emin adımlarla hedefe kilitlenmeliyiz.

Gece yarasa gibi,

Gündüz kartal gibi görmeli ve yüksek hedeflere azimle yükselmeliyiz.

Yılan gibi, gerektiğinde toprağın zehirini emerken,

Sadece düşmanımızı zehirlemeyi bilmeliyiz.

Bukalemun gibi ilmi feraseti kuşanıp,

Rakibin oyuncağı olmayıp,

Savaşta hileyi ,barışta adaleti savunmalıyız.

At kadar sadık,

Köpek kadar dost,

Kelebek kadar kısa süren ömrümüzde,

Zarifçe kanat çırpıp

Şahadete uçmalıyız…                                                                                                  

                                                            Psikolog Hatice Dilek Öztürk/ www.huzur psikolog.com

Bu haber 3557 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZILAR

Güzel Konuşmak İsteyenler Buyursun

Güzel Konuşmak İsteyenler Buyursun 32 tekerleme ile konuşmanızı güzelleştirin...

Öfke ve Sevgide sınır yoktur

Öfke ve Sevgide sınır yoktur Lütfen bu yazıyı paylaşıp bu duruma düşmek üzere olan bir kaç kişinin bile olsa okumasına vesile olun!!!

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Web Sitemizi Beğendiniz mi?





Tüm Anketler

NAMAZ VAKTİ

Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.© 2010 www.sifanur.com