Şifanur
Gülistan
Üç Mescid
ANASAYFA FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ANKETLER ARŞİV İLETİŞİM PAYLAŞIM

BİR AYET - BİR HADİS

BİR AYET 

Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir.(Bakara Suresi - 284)

   BİR HADİS

"Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir." (bk. Buhârî, Fadlı Salati Mescidi Mekke, 5; Müslim, Hac, 92; Müsned, 2/36, 236, 450, 534; 4/41)

 
Sahîh Âşûrâ Fıkhı

Sahîh Âşûrâ Fıkhı

29 - Eylül - 2017, 00:21

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

SAHÎH ÂŞÛRÂ FIKHI 

Abdullâh Saîd el-Müderris

.

besmele-hamdele

.

MUKADDİME:

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

Bilinmelidir ki! Muharrem ayı, Allâh’u Teâlâ’nın kendisine kıymet verdiği ve Nebîsi sallallâhu aleyhi ve sellem’in “Şehrullâh” olarak isimlendirdiği bir aydır… Bu ayda bulunan Âşûrâ günü ise hâsseten önemli ve kıymetli bir gün olarak bildirilmiştir…

Bu sebeble Müslümanların bu aya önem vermeleri hâsseten Âşûrâ gününde oruçlu olmaları sünnetin gösterdiği ve belirlediği bir ameldir.

Ancak her bir amelin fiilinden önce onun fıkhı hakkında bilgi sâhibi olmak kaçınılmaz bir gerekliliktir. İşte bu gerekliliğe binaen “SAHÎH ÂŞÛR FIKHI” ismini verdiğim bu risâleyi kaleme almayı uygun gördüm. Amacım Müslüman kardeşlerime Âşûrâ fıkhı ile alakalı olarak sahîh sünneti sunabilmek ve onların bu konuda işlerini kolaylaştırarak sonuca kısa yoldan ulaşmalarını sağlamaktır.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.
Abdullâh Saîd el-Müderris.
2013m./1435h.   

MUHARREM AYININ ÖNEMİ VE FAZİLETİ:

Allâh Subhânehu Teâlâ’nın Muharrem ayı, büyük ve mübârek; önemli ve çok faziletli bir aydır. Muharrem ayı, hicrî senenin ilk ayı ve haram aylarından birisidir. Nitekim Allâh’u Teâlâ, haram aylar hakkında söyle buyurmuştur:

“Şüphesiz, Allâh’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü hükmünde (ve Levh-i Mahfuz’da yazılı olduğu), ayların sayısı on iki ay olup bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru dîn budur. O halde bunlarda nefislerinize zulmetmeyin.” (Tevbe: 9/36)

Ebû Bekra radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Zaman, Allâh’ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki sıraya göre sürüp gitmiştir (o da her yılın on iki ay, her ayın da yirmi dokuz ilâ otuz gün arasında olmasıdır). (Kamerî) yıl, on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Üçü birbiri ardınca gelir. (Bu aylar:) Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Cumâdâ ile Sa’ban arasındaki Mudar’ın Recebi’dir.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (3197); Müslim (1679)…]

İmâm Katâde rahîmehullâh, yukarıdaki âyetlerin tefsirinde şöyle demiştir: “Şüphesiz ki Allâh’u Teâlâ, kulları arasından seçkin kimseleri seçmiştir. Nitekim: Melekler arasından elçileri seçmiştir. İnsânlar arasından elçileri (rasûllerini) seçmiştir. Sözler arasından zikrini seçmiştir. Yeryüzünden mescidleri seçmiştir. Aylar arasından Ramazan ve haram ayları seçmiştir. Günler arasından Cumâ gününü seçmiştir. Geceler arasından Kadir gecesini seçmiştir. O halde Allâh’u Teâlâ’nın yücelttiğini siz de yüceltin, O’nun tâzim gösterdiklerine siz de tâzim gösterin. Çünkü anlayış ve akıl sâhibleri, Allâh’u Teâlâ’nın yücelttiği ve tâzim gösterdiği şeylerden başkasını yüceltmez ve tâzim göstermez.” [İbn Kesîr, Tefsîru Kur’âni’l-Azîm: 4/131.]

Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allâh’ın ay’ı olan Muhar­rem’de tutulan oruçtur. Farz namazdan sonra en faziletli namaz gece na­mazıdır.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (1163); Ebû Dâvud (2429)…]

İfâde edildiği üzere, Muharrem ayı, hicrî senenin ilk ayıdır. Dört haram aydan birisidir. Şehrullâh’dır yani Allâh’ın ayı’dır… Kısacası bu ay, Allâh’ın değerli kıldığı bir aydır. Hiç şüphesiz Allâh’ın değerli kıldığı şey, yer ve gök ehlince de değerlidir. Allâh’ın değerli kıldığına kıymet vermek ise mü’minlerin vazifesidir. Bu sebeble bu aya hürmet ederek Rabbimiz Allâh Azze ve Celle’ye çokça ibâdet etmeğe gayret etmek gereklidir. Muvaffakiyet Allâh’tandır.

AŞÛRÂ ORUCUNUN MEŞRULUĞU:

Âşûrâ günü oruç tutmak, ittifakla dînen meşru olan meşhur bir ibâdettir. Bu orucu, geçmiş Mekke müşrikleri ve Medîne Yahûdileri dahi biliyor ve tutuyorlardı. Nitekim İmâm Nevevî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Âşûrâ günü câhiliye devrinde Kureyş kâfirleri tarafından da başkalarınca da, Yahûdiler tarafından da oruçlu geçirilen bir gündü. İslâm da bu günün orucunu te’kid ederek geldi. Daha sonra bu günün orucu o zamanki te’kidden daha hafif bir şekilde kalmaya devam etti.” [el-Minhâc Şerhu Sahîhi’l-Müslim: 8/9.] Âişe radîyallâhu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir:

“Câhiliye devrinde Kureyş Âşûrâ günü oruç tutarlardı. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de o günde oruç tutardı. Medine’ye hicret edince bu orucu yine tuttu ve tutulmasını emir buyurdu. Ramazan ayı (orucu) farz kılınınca: ‘Âşûrâ orucunu isteyen tutar, isteyen terk eder’ buyurdular.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (2002); Müslim (1125)…]

Hadîs-i şerîfte ifâde edildiği üzere, câhiliye devrinde Kureyş müşrikleri Âşûrâ günü oruç tutarlardı. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de o günde oruç tutuyordu. Kendisine nübüvvet verilip Medine’ye hicret ettikten sonra da, Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar bu orucu tutmuş ve emretmiştir…

İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine o, şöyle demiştir:

“Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem Medine’ye gelince Yahudilerin Âşûrâ günü oruç tuttuğunu gördü. Onlara: ‘Bu nedir?’ diye sordu. Yahûdiler: ‘Bu büyük bir gündür. Allâh İsrailoğullarını düşmanlarından bu gün kurtardı, bu sebeble Mûsâ bugün oruç tuttu’ dediler. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Ben Mûsâ’ya (Mûsâ’nın yaptığını yapmaya) sizden daha layığım’ dedi. O gün oruç tuttu ve Âşûra gü­nünde oruç tutulmasını emretti.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (2004); Müslim (1130)…]

Hadîs-i şerîfte ifâde edildiği üzere, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem Medine’ye hicret edince Yahûdilerin Âşûrâ gününde oruç tuttuklarını görmüştür. Kendisi de “Ben Mûsâ’ya (Mûsâ’nın yaptığını yapmaya) sizden daha layığım” diyerek bu günde oruç tutmuş ve Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar tutulmasını emretmiştir. Ramazan orucu farz kılınıncaya “Âşûrâ orucunu isteyen tutar, isteyen terk eder” buyurarak Âşûrâ orucunun tamamen kaldırılmadığı müstehab olarak dînen meşru olduğunu beyân etmiştir.

AŞÛRÂ GÜNÜNÜN FAZİLETİ:

Âşûrâ günü oruç tutmanın fazileti hakkında birçok rivâyet zikredilmiştir. Onlardan bazıları şöyledir: 

İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre o, şöyle demiştir:

“Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i  (sevabını elde etmek ve teşvik etmek için) bu Âşûrâ günü orucu ile Ramazan ayı orucunun dışında, üstün tuttuğu başka bir günün orucunun fazîletini ararken görmedim.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (2006); Müslim (1132)…]

Ebû Kâtade radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre o, şöyle demiştir:

“Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e Âşûrâ günü oruç tutmanın hükmü hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: Geçmiş senenin -küçük- günâhlarına kefâret olacağını umuyorum.” Diğer bir rivayet şöyledir: “Allâh’ın Âşûrâ günü orucunu, gelecek senenin -küçük- günâhlarına kefâret kılacağını umuyorum.”  [(SAHÎH HADÎS:) Müslim (1162); İbn Mâce (1170)…]

Hadîs-i şerîfte geçen “geçmiş senenin günâhlarına kefâret olacağını umuyorum” cümlesiyle Âşûrâ orucunun küçük günâhlara kefâret olacağı kastedilmiştir. Nitekim konuyla alakalı olarak Şeyhu’l-İslam İbn Teymiye rahîmehullâh şöyle demiştir: “Abdestin, namazın, ramazan, arefe ve Âşûrâ oruçlarının kefâreti (günâhları affettirmesi), sadece küçük günâhlara hastır.” [el-Fetâvâ’l-Kubrâ: 5/344.] Zîrâ büyük günâhların affı onlardan tevbe etmekle gerçekleşir.

İfâde edildiği üzere Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, Allâh Azze ve Celle’nin değer vermesiyle bu güne hürmet ederek Âşûrâ günü oruç tutmuş ve tutulması için ümmetini de teşvik etmiştir. Bu günde tutulan oruçların geçmiş ve gelecek senenin küçük günâhlarına kefaret olacağını umduğunu beyân etmiştir.

ÂŞÛRÂ GÜNÜNDE ORUÇ TUTMANIN HÜKMÜ:

Âşûrâ günü oruç tutmak, sahîh delîllerin sârih delâletiyle ittifakla müstehâbtır. [el-Minhâc Şerhu Sahîhi’l-Müslim: 8/4.] Nitekim Âişe radîyallâhu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir:

“Câhiliye devrinde Kureyş Âşûrâ günü oruç tutarlardı. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de o günde oruç tutardı. Medine’ye hicret edince bu orucu yine tuttu ve tutulmasını emir buyurdu. Ramazan ayı (orucu) farz kılınınca: ‘Âşûrâ orucunu isteyen tutar, isteyen terk eder’ buyurdular.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (2002); Müslim (1125)…]

İbn Ömer radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir:

“Câhiliye devri insânları Âşûrâ günü oruç tutarlardı. Ra­mazan orucu farz kılınınca Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: ‘Dileyen Âşûrâ orucunu tutsun dileyen tutmasın.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (4501); Müslim (1126)…]

Yukarıdaki her iki hadiste de ifâde edildiği üzere cahiliye devri insânları Âşûrâ günü oruç tutarlardı. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de peygamberliğinden önce ve sonra bu gün oruç tutmuş ve bu orucu Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar emretmiştir. Ramazan orucu farz kılınınca artık onu emretmekten vazgeçmiş “Dileyen Âşûrâ orucunu tutsun dileyen tutmasın” buyurmuştur. Bu da göstermektedir ki, Âşûrâ günü oruç tutmak farz veya haram değil, bilâkis müstehâbtır.

Muâviye İbn Ebû Süfyân radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o, hac yaptığı yıl Âşûrâ gününde minberde şöyle demiştir:

“Ey Medineliler! Âlimleriniz nerede? Ben Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini işittim: ‘Bu gün Âşûrâ günüdür. Allâh bu günün orucunu farz kılmamıştır. Ancak ben oruçluyum. Dileyen oruç tutsun, dileyen tutmasın.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (2003); Müslim (1129)…]

İmâm Nevevî’nin zikrettiği üzere, Muâviye radîyallâhu anh, Âşûrâ günü oruç tutmanın farz veya haram veyahut mekruh olduğunu söyleyenleri işitmiştir. Bu söylenilenleri red etmek ve hakkı beyân etmek için Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittiği bu hadisi rivâyet etmiştir.

Hadîs-i şerîf gayet açıktır. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem “Allâh bu günün orucunu farz kılmamıştır” buyruğu ile bu orucun farz olmadığı, “Ancak ben oruçluyum. Dileyen oruç tutsun, dileyen tutmasın” buyruğu ile de bu orucun müstehab olduğu beyân etmiştir.

Bu ve benzeri rivâyetlerin açık delâletiyle Âşûrâ orucunun hükmü, müstehâb olarak sâbit olmuştur. Ümmetin görüş sâhibi imâmları da Âşûrâ orucunun farz değil de, müstehâb olduğu hakkında icmâ etmişlerdir. [Bak: Fethu’l-Bârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî: 4/246; el-Minhâc Şerhu Sahîhi’l-Müslim: 8/5.]

AŞÛRÂ GÜNÜ HANGİ GÜNDÜR?

Âşûrâ günü, ümmetin cumhurunun üzerinde olduğu görüşe göre, Muharrrem ayının onuncu günüdür. Nitekim İmâm Nevevî rahîmehullâh, bu hususta şöyle demiştir: “Selef ve halefin âlimlerinden büyük çoğunluğun görüşüne göre, Âşûrâ Muharremin onuncu günüdür. Bu görüşte olanlar arasında Saîd el-Museyyeb, Hasan-ı Basrî, Mâlik, Ahmed, İshâk ve daha pek çok kimse vardır. Hadîslerin zâhiri ve Âşûrâ lafzının gereği de budur…” [el-Minhâc Şerhu Sahîhi’l-Müslim: 8/12.]

Ebû Gatafân bin Tafîf el-Mürrî’den rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir:

“Ben İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’yı şöyle derken dinledim: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Âşûrâ günü oruç tutup, o günde oruç tutulmasını emredince ashâb şöyle dediler: ‘Ey Allâh’ın Rasûlü! Gerçek şu ki bu Yahûdilerle Hristiyanların tazim ettikleri bir gündür.’ Bu sefer Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘İnşaallâh gelecek sene biz dokuzuncu günü de oruç tutarız’ buyurdu. Ama gelecek sene (Âşûrâ gelmeden) Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem vefât etti.” [(SAHÎH HADÎS:) Müslim (1134); Ebû Dâvûd (2445)…]

İmâm Nevevî rahîmehullâh, bu hadîsin şerhinde şöyle demiştir: “İbn Abbâs’ın rivâyet ettiği hadîs, Âşûrâ orucunun dokuzuncu gün olduğu görüşünü red etmektedir. Çünkü bu hadiste Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, Âşûrâ günü oruç tutardı. Yahûdilerle Hristiyanların bugün oruç tuttukları söylenince Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Gelecek sene dokuzuncu günü oruç tutacağını haber verdi’ denilmektedir. İşte bu hadîs, onun ilkin oruç tuttuğu Âşûrâ orucunun dokuzuncu gün olmadığı hususunda açık bir ifâdedir. O halde âşûrânın onuncu gün olduğu kesin olarak tayin edilmiş olmaktadır.” [el-Minhâc Şerhu Sahîhi’l-Müslim: 8/12.]

İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir:

“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem (Muharrem’in) onuncu günü olan Âşûrâ orucunu tutmayı emretti.” [(SAHÎH HADÎS:) Tirmizî (755)…]

Bu hadîs-i şerîf, Âşûrâ gününün Muharrem’in onuncu günü olduğu hakkında açık nasstır. Nitekim İmâm İbn Kudeme rahîmehullâh şöyle demiştir: “Âşûrâ, Muharrem’in onuncu günüdür. Bu, Saîd bin el-Museyyib ve Hasan Basrî’nin görüşüdür. Bunun delîli İbn Abbas radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet ettiği hadistir…” [el-Muğni: 3/177-178.]

Açıklandığı üzere Âşûrâ gününün hangi gün olduğuyla alakalı sağlam ve doğru olan görüş, onun Muharrem’in onuncu günü olduğudur.

TÂÛSÂ GÜNÜ VE ORUCU:

Tâûsâ, Muharrem ayının dokuzuncu günüdür. Nitekim İmâm Nevevî rahîmehullâh, bu hususta şöyle demiştir: “Âşûrâ, Muharrem’in onuncu günüdür. Tâsûâ ise, Muharrem’in dokuzuncu günüdür. Âlimlerin büyük çoğunluğu böyle demişlerdir. Bu, hadislerin zâhiri ve Âşûrâ lafzının kullanılmasının gereğidir. Lügat âlimlerince bilinen de budur.” [el-Mecmu Şerhu Muhezzeb: 6/383.]

Muharremin onuncu günü olan Âşûrâ günüyle birlikte bu günde yani Tâûsâ gününde oruç tutmak, müstehabtır. Nitekim Ebû Gatafân bin Tafîf el-Mürrî’den rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir:

 “Ben İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’yı şöyle derken dinledim: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Âşûrâ günü oruç tutup, o günde oruç tutulmasını emredince ashâb şöyle dediler: ‘Ey Allâh’ın Rasûlü! Gerçek şu ki bu Yahûdilerle Hristiyanların tazim ettikleri bir gündür. Bu sefer Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘İnşaallâh gelecek sene biz dokuzuncu günü de oruç tutarız’ buyurdu. Ama gelecek sene (Âşûrâ gelmeden) Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem vefât etti.” [(SAHÎH HADÎS:) Müslim (1134); Ebû Dâvûd (2445)…]

Hadîs-i şerîfte ifâde edildiği üzere Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Muharrem ayının onuncu günü olan Âşûrâ gününde oruç tutmuş ve şöyle demiştir: “İnşaallâh gelecek sene biz dokuzuncu günü de oruç tutarız.” Bu da göstermektedir ki, Muharrem ayının dokuzuncu günü olan Tâûsâ gününde de oruç tutmak müstehâbtır. Çünkü Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, buna niyet etmiştir. Nitekim İmâm Şâfiî ile ashâbı, İmâm Ahmed, İmâm İshâk ve başkaları söyle demişlerdir: “Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu gününün birlikte tutulması müstehâbtır. Çünkü Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem onuncu günü oruç tutmuş ve dokuzuncu günü de tutmayı niyet etmiştir.” [el-Minhâc Şerhu Sahîhi’l-Müslim: 8/12.]

Tâûsâ gününde oruç tutmanın hikmeti ile alakalı olarak İmâm İbn Hacer el-Askalânî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in dokuzuncu günü de oruç tutmaya niyet etmesinin mânâsı sadece dokuzuncu günü oruç tutmayacağına, aksine dokuzuncu güne onuncu günü de ekleyeceğine yorumlanır. Bunun da sebebi ise, ya (ayın 29 gün olmasından ve sayıda hata yapılıp dokuzuncu günün onuncu gün sayılmasından endişe edildiğinde) ihtiyatlı olmak için, ya da Yahûdi ve Hıristiyanlara muhalefet etmek içindir. Bu da en tercihli olan görüştür.” [Fethu’l-Bârî: 4/245.]

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in Tâûsâ günü de oruç tutmasının hikmeti, İbn Hacer el-Askalânî rahîmehullâh’ın tercih edilen görüş olarak ifâde ettiği üzere, Yahûdi ve Hıristiyanlara muhalefet etmektir. Nitekim hadîs-i şerîfte şöyle buyurmuştur: “İnşaallâh gelecek sene biz dokuzuncu günü de oruç tutarız.”

Bununla birlikte sadece Âşûrâ günü oruç tutmak, efdal olan kaçırılmış olmakla beraber mekruh değildir. Nitekim Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh şöyle demiştir: “Âşûrâ günü orucu, bir senelik (küçük) günâhlara kefârettir ve onu sadece onuncu gün tutmak mekruh değildir.” [el-Fetâvâ’l-Kubrâ: 5/378.] İbn Hacer el-Heytemî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Sadece Âşûrâ günü oruç tutmakta bir sakınca yoktur.” [Tuhfetu’l-Muhtâc: 3/455.]

AŞÛR GÜNÜNDE İŞLENEN BİD’ÂTLAR:

Âşûrâ günü ile ilgili olarak Râfizîler ve Nâsibîler olmak üzere iki fırka bid’âtlar çıkarmış ve bunları yaymışlardır. Bu konu hakkında Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye rahîmehullâh şöyle demiştir: “Hüseyin’in -radîyallâhu anh- öldürülmesi sebebiyle şeytân insânlar arasında iki bid’ât çıkarmıştır: Âşûrâ gününde hüzünlenmek ve feryât etmek, yüze vurmak, bağırıp çağırmak, ağlamak ve kasideler okuma bid’âtı ile mutluluk ve sevincin paylaşılması bid’âtı. Yani, bazıları hüznünü, bazıları da sevincini ifâde etmiş ve sürme çekmek, gusletmek, ailesi için harcama yapmak, Âşûrâ günü için özel yemekler hazırlamak fikrini sevmeyi başlatmışlardır. Her bid’ât sapkınlıktır. Müslümanların dört imâmı ile onlardan başkalarından hiçbiri bunlardan birini (ne hüzün günü edinmeyi ne de sevinç günü edinmeyi) tasdik etmemiştir.” [Minhâcu’s-Sünne: 4/554 vd.]

İfâde edildiği üzere Hüseyin radîyallâhu anh’ın şehid edilmesiyle hüzünlenip yas tutarak bu minval üzere bid’âtlar çıkranlar Râfizîler olup, Râfiza mezhebine mensub kimselerdir. Bunlar Şiâ’nın aşırılarıdır. Ebû Bekir radîyallâhu anh ve Ömer radîyallâhu anh’ın halifeliğini kabul ettiği için Zeyd bin Ali el-Hüseyin’i terk etmişler ve daha önce dedesinden yardımı esirgedikleri gibi, Kûfe’de yardımı ondan esirgemişlerdir. Böylece onlara Râfiza denilmiştir. Bunlar Zeydiyye, İmâmiyye ve Keysâniyye olmak üzere üç gruba ayrılmışlardır. Bu üç grup da ayrıca kendi aralarında pek çok gruba ayrılmışlardır. Râfiza kelimesi, bazı âlimler tarafından Şiâ anlamında kullanılmıştır.

Hüseyin radîyallâhu anh’ın şehid edilmesiyle sevinenerek bu minval üzere bid’âtlar çıkranlar ise Nâsıbîlerdir. Alî radîyallâhu anh’a ve Ehl-i Beyt’e karsı düşmanlık besleyen, onlara dil uzatan, söz ve hareketleriyle onlara eziyet eden, bununla da yetinmeyerek onların kâfir olduklarını söyleyip kanlarını akıtmayı helâl görenlerdir. Bunlar, Râfızîlerin karşıtlarıdırlar…

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye rahîmehullâh bu iki fırka hakkında şöyle demiştir: “Câhil ve zâlim olan bir tâife, ya inkârcı münâfık olduğu için, ya da sapık olduğu için, ehl-i beyt’e sevgi ve muhabbetlerini (sapıkça) gösterirler. Âşûrâ gününü, kendileri için mâtem, hüzün ve ağıt yakma günü edinirler. Bu tâife, Âşûrâ gününde yüzlere vurma, yakaları yırtma, câhiliye naraları atmalar, hüzün kasideleri okumalar gibi câhiliye sembollerini izhâr ederler. Bu tâifenin rivâyet ettiği haberlerde birçok yalan vardır. Bu haberlerde sadece keder ve hüznü yenilemek, taassupculuk yapmak, insânlar arasında husumet ve savaşı kızıştırmak, Müslümanların arasına fitne düşürmek ve bu vesileyle ilk Müslümanlara küfretmeyi bir araç edinmek vardır. Bunların şerrini ve Müslümanlara zararını, doğru konuşan hiç kimse sayamaz.

Bu topluluğa karsı, Hüseyin’e ve onun âile halkına düşman olan, fesâda fesadla, kötülüğe kötülükle ve bid’âta bid’âatla karşılık veren câhillerden Nâsıbî mutassıb bir topluluk ortaya çıkmış, göze sürme çekme, kına yakma, âilenin nafakasını geniş tutma ve âdetin dışında yemekler pişirme gibi bayramlarda ve önemli münâsebetlerde yapılanlar gibi, sevinç ve mutluluk sembolü olan şeyleri Âşûrâ günü çıkarmışlardır. Bu tâife, Âşûrâ gününü kendisine bayram ve sevinç töreni edinir hâle gelmiş, diğer tâife (Râfızîler) ise kendisine mâtem töreni edinir hale getirmiş ve bu günde hüzün ve keder düzenlemiştir. Bu iki tâife de hatalıdır ve Sünnetin dışına çıkmıştır.” [el-Fetâvâ’l-Kubrâ: 1/201 vd.]

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye rahîmehullâh, aşûrâ gününü sevinç ve neşe günü ilân edenler ve onlara bilerek yahut bilmeyerek tabii olanların Âşûrâ günü yaptıkları, göze sürme çekmek, boy abdesti almak, kına sürmek ve tokalaşmak, Âşûrâ tatlısı pişirmek, bu tatlıyı dağıtmak ve sevinç duymak gibi şeylerin hükmü kendisine sorulduğunda şöyle cevâb vermiştir: “Hamd, âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Ne Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den, ne de ashâbından bu konuda sahih bir şey rivâyet olmuş, ne dört mezheb imâmı, ne başka âlimler bunu müstehâb saymışlar, ne de mutemet hadîs kitâblarının sâhiblerinden hiç kimse, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den veya sahâbeden veyahut da tâbiînden bu konuda sahih olsun, zayıf olsun, ne sahîh hadîs kitâblarında, ne sünenlerde, ne de müsnedlerde bir şey rivâyet etmiştir. Fazîletli üç dönemde bu hadislerden hiçbir şey bilinmemektedir. Fakat bazı sonradan gelen âlimler, bu konuda şu hadisleri rivâyet etmişlerdir: ‘Kim Âşûrâ günü gözlerine sürme çekerse, o yıl gözleri iltihap olmaz.’ ‘Kim Âşûrâ günü boy abdesti alırsa (yıkanırsa), o yıl hastalanmaz.’ Buna benzer (uydurma) hadisler…

Âşûrâ günü namazının fazîletleri hakkında birtakım hadîsler rivâyet etmişlerdir. Âdem aleyhisselâm’ın tevbesinin Âşûrâ günü kabul olduğu konusunda birtakım hadisler rivâyet etmişlerdir. Nûh aleyhisselâm’ın gemisinin, Cudî dağının üzerine Âşûrâ günü yerleştiği konusunda birtakım hadîsler rivâyet etmişlerdir. Yusuf aleyhisselâm’ın, Yakub aleyhisselâm’a Âşûrâ günü cevâb verdiği konusunda birtakım hadisler rivâyet etmişlerdir. İbrâhîm aleyhisselâm’ın, ateşten Âşûrâ günü kurtarıldığı konusunda birtakım hadîsler rivâyet etmişlerdir. İsmâîl aleyhisselâm’ın bir koç ile kurban edilmekten Âşûrâ günü kurtarıldığı konusunda birtakım hadisler rivâyet etmişlerdir.

Yine, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e yalan ve iftira sayılan şu hadisi rivâyet etmişlerdir: ‘Kim Âşûrâ günü âile halkına çokça infakta bulunursa (âile halkının nafakasını geniş tutarsa/ikramda bulunursa), Allâh da senenin diğer günlerinde onun nafakasını geniş tutar (bol rızık verir).” [Mecmûu’l-Fetâvâ: 25/299 vd.]

HÂTİME:

Açıklandığı üzere, Muharrem ayı Allâh’u Teâlâ’nın ayıdır. Bu ayda bulunan Âşûrâ günü ise özel bir öneme sâhibtir. Bu ayda orucu çoğaltmak ve diğer ibâdetleri de arttırarak Allâh’u Teâlâ’nın kıymetli kıldığı bu zaman dilimini değerlendirmek gereklidir. Bize verilen bu kısacık hayat süresinde Allâh’u Teâlâ’nın değerli kıldığı Ramazan ve Muharrrem gibi ayları; Arefe, Kadir ve Âşûrâ gibi günleri fırsat bilip, çokça ibâdete yönlenmek akıllı kimselerin mesleğidir. Her Müslüman ise akıl sâhibidir…       

Rabbimden duam odur ki, cehâletin hayat tarzı haline geldiği ve dînin ise taklidi bilgilerden ibâret; atanın yahut örfün dayatmalarının olguları olarak görülmeye başlandığı bu zaman diliminde, kurtuluşun vesilesi olan kendileri övülmüş selef neslinin akîde ve fıkhının âmili, mümessili ve muallimi olabilmek ve böylece de Müslüman kardeşlerime üst seviyede faydalı olabilmektir.

Bu haber 49 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

İSLAM

Kurban Ne Demektir, Hükmü Nedir?

Kurban Ne Demektir, Hükmü Nedir? - “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi ...

Abdest İle İlgili Ayet Ve Hadisler

Abdest İle İlgili Ayet Ve Hadisler Abdest almanın sağlık ve psikolojik açıdan yararları Abdest almaya başlarken, önce eller yıkanır. Neden?

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Web Sitemizi Beğendiniz mi?





Tüm Anketler

NAMAZ VAKTİ

Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.© 2010 www.sifanur.com